13 Eylül 2014 Cumartesi
11 Eylül 2014 Perşembe
11 EYLÜL 2014 PERŞEMBE
Sabah uyanıp salona geldi. ben uyukluyordum. oyuncaklarıyla oynamaya başlamış. karşılıklı koltuklarda otururken birbirimize kalem kapağı atıp tutmaca oynadık. ilk başta ne atmayı ne tutmayı beceremiyordu ama sonradan ikisini de becerdi. duvarda asılı olan resmini indirip ekleme yaptı ve tekrar astı
video
kahvaltıda nesquik yedi gene... bitene kadar başka şey yediremeyecez herhalde... dümdüz tabağa süt ve nesquik gevrek koyuyoruz. sonra da yiyebilsin diye, tabağın bir kenarının altına birşey koyup açılandırıyoruz. yerken sık sık ağzını açıp ağzındaki yemeği gösteriyor şımararak... annesine dil çıkarıyor. sofrada aklı fikri şebeklikte... oyunculukta... nitekim, kahvaltıdan sonra yomuşu yüzünün önün koyup, ablasıyla yomuş olarak konuşmaya başladı. sonra bana geldi. önce yomuş, sonra turuncu bebek olarak benle konuştu. hüt istedi. biberonunu bul getir dedim. bulamadı. ayşenin biberonunu çal dedim. itiraz etti. sonra gelip, oyuncağı yüzünden çekip, "baba men men" dedi sırıtarak... annesi nevresim katlarken hemen koşup bir ucundan tuttu. iş varsa ayşe de var.
Parka gittik beraber... yanımıza tüy aldık. şimdiye kadar yazmayı ihmal ettim ama tüy ve taş toplama hastalığımız var. yolda gördüğü tüyleri ve taşları topluyor. kumdan kule yapıp tepesine tüy dikti. 2 tane çocuk gelip, arkadaş olabilir miyiz dediler. bizimki rahatsız oldu ve reddetti. kovayı alacaklarmış. öyle diyor. çok az oynadıktan sonra ev demeye başladı. çocukların onla oynamak istemesinden rahatsız oldu galiba... ayşe yanımdayken başka bir çocuk kulesini yıktı. bizimki hemen zırlamaya başlayıp benden yardım istedi. ben yardımı reddedip kendi işini kendin hallet deyince gidip çocuğu itleyip uzaklaştırdı. eve döndüğümüzde abisi ve ablasıyla azmaya başladılar. sesleri geliyor. biraz sonra ablası üniversite kayıt işlemleri için gerekli prosedürleri tamamlamak için dışarı çıktı. bizimki de onunla gitmek istedi. gidemeyince kendini parçaladı. feryat figan.. ortalığı inletiyor abla abla diye...
Bankaya giderken onu da yanıma aldım. o zaman sakinleşti. bisikletiyle gittik. gene sağı solu unutmuş... hangi elinle kalem tutuyorsun diyorum. sağ elini kaldırıyor. işte orası sağ taraf diyorum. öğrenecek inşallah.. yolda çilekli dondurma aldık. çeşmeli otelin çeşmesinden su içti. bankada ufak bir bebek vardı. onun topunu alıp alıp fırlattı. bebek te ayşenin bisikletine bindi. dönüşte parka uğradık. orda koyun vardı. onu sevdi. koyunun postunu battaniyeye benzetti. tırmanma konusunda henüz çok yetersiz. tırmanırken el ve ayaklarını koordine etmesini öğretmeye çalıştım. ayakla yukarı çıkıyor ama eliyle bir üste tutunmuyor. becermeye başladı. eve geldik. uyusun diye uğraştım ama uyumadı. unutmadan merdivenlerden çıkarken zigzag çizerek bana engel olma ve kapıya ilk ulaşıp ebe ebe diye ebeleme oyunumuz tam gaz... merdivenlerde mahsus benim geçmem için boşluk bırakıyor. ben o tarafa hamle edince son hız o bölgeyi kapatıyor. bir kaç seferdir de bana, dur deyip bekletiyor. arayı açtıktan sonra gel diyor. sonra gene o birinci oluyor. ben yetişemiyorum.
evde vakitlice uyusun diye çok uğraştık ama uyumadı. ayakta sallandı. Tv karşısında yattı ama nafile... sonra en olmadık zamanda sızıp kaldı. unutmadan, turuncu bebek ile benim ayağımı gıdıklıyor.
video
kahvaltıda nesquik yedi gene... bitene kadar başka şey yediremeyecez herhalde... dümdüz tabağa süt ve nesquik gevrek koyuyoruz. sonra da yiyebilsin diye, tabağın bir kenarının altına birşey koyup açılandırıyoruz. yerken sık sık ağzını açıp ağzındaki yemeği gösteriyor şımararak... annesine dil çıkarıyor. sofrada aklı fikri şebeklikte... oyunculukta... nitekim, kahvaltıdan sonra yomuşu yüzünün önün koyup, ablasıyla yomuş olarak konuşmaya başladı. sonra bana geldi. önce yomuş, sonra turuncu bebek olarak benle konuştu. hüt istedi. biberonunu bul getir dedim. bulamadı. ayşenin biberonunu çal dedim. itiraz etti. sonra gelip, oyuncağı yüzünden çekip, "baba men men" dedi sırıtarak... annesi nevresim katlarken hemen koşup bir ucundan tuttu. iş varsa ayşe de var.
Parka gittik beraber... yanımıza tüy aldık. şimdiye kadar yazmayı ihmal ettim ama tüy ve taş toplama hastalığımız var. yolda gördüğü tüyleri ve taşları topluyor. kumdan kule yapıp tepesine tüy dikti. 2 tane çocuk gelip, arkadaş olabilir miyiz dediler. bizimki rahatsız oldu ve reddetti. kovayı alacaklarmış. öyle diyor. çok az oynadıktan sonra ev demeye başladı. çocukların onla oynamak istemesinden rahatsız oldu galiba... ayşe yanımdayken başka bir çocuk kulesini yıktı. bizimki hemen zırlamaya başlayıp benden yardım istedi. ben yardımı reddedip kendi işini kendin hallet deyince gidip çocuğu itleyip uzaklaştırdı. eve döndüğümüzde abisi ve ablasıyla azmaya başladılar. sesleri geliyor. biraz sonra ablası üniversite kayıt işlemleri için gerekli prosedürleri tamamlamak için dışarı çıktı. bizimki de onunla gitmek istedi. gidemeyince kendini parçaladı. feryat figan.. ortalığı inletiyor abla abla diye...
Bankaya giderken onu da yanıma aldım. o zaman sakinleşti. bisikletiyle gittik. gene sağı solu unutmuş... hangi elinle kalem tutuyorsun diyorum. sağ elini kaldırıyor. işte orası sağ taraf diyorum. öğrenecek inşallah.. yolda çilekli dondurma aldık. çeşmeli otelin çeşmesinden su içti. bankada ufak bir bebek vardı. onun topunu alıp alıp fırlattı. bebek te ayşenin bisikletine bindi. dönüşte parka uğradık. orda koyun vardı. onu sevdi. koyunun postunu battaniyeye benzetti. tırmanma konusunda henüz çok yetersiz. tırmanırken el ve ayaklarını koordine etmesini öğretmeye çalıştım. ayakla yukarı çıkıyor ama eliyle bir üste tutunmuyor. becermeye başladı. eve geldik. uyusun diye uğraştım ama uyumadı. unutmadan merdivenlerden çıkarken zigzag çizerek bana engel olma ve kapıya ilk ulaşıp ebe ebe diye ebeleme oyunumuz tam gaz... merdivenlerde mahsus benim geçmem için boşluk bırakıyor. ben o tarafa hamle edince son hız o bölgeyi kapatıyor. bir kaç seferdir de bana, dur deyip bekletiyor. arayı açtıktan sonra gel diyor. sonra gene o birinci oluyor. ben yetişemiyorum.
evde vakitlice uyusun diye çok uğraştık ama uyumadı. ayakta sallandı. Tv karşısında yattı ama nafile... sonra en olmadık zamanda sızıp kaldı. unutmadan, turuncu bebek ile benim ayağımı gıdıklıyor.
10 Eylül 2014 Çarşamba
10 EYLÜL 2014 ÇARŞAMBA
Sabah yatakta yatarken yanına gittim. bana yüz vermeyip tersledi, kızdı. demek bu sabah benden göründüler. evden çıktım. Adliyedeyken telefonum çaldı. Sevgi arıyor. telefonu Ayşeye verdi. Ayşe ağlayarak bir şeyler anlatmaya çalışıyor. meğer, dün ben söz vermiştim ya, beraber gidecez diye... onun için ağlıyormuş... ben gelip seni alacam kızım. ben şimdi başka yere gittim dedim. öğleden sonra annesiyle ayşeyi metro grosmarkete çağırdım.. beraber otobüse binip geldiler. Ayşe daha gündüzden arabanın anahtarını yanına almış. araba yalova yolunda tamirde ya... biz dün ayşeyle önce tamirciye, sonra metroya gitmiştik. tamirciyle konuşurken duymuş olmalı bizi, arabayı yarın alacaz diye... benim yanıma gelince hemen bana arabanın anahtarını verdi. akıllı bıdık... metroda dün gördüğümüz pembe botları ve defteri aldık. bir de kiloluk nesquik... ayrıca pembe çatal ve pembe tabak... dönüşte gene otobüste uyudu.. kucağımda eve götürdüm. bu sefer uyanmadan yatırabildim.
uyanınca sadece nesquik yedi. elbette pembe tebağı ve çatalıyla... sonra kalemlerini alıp defterine resimler çizmeye başladı. önce kare, üçgen ve daire çizdi. sonra kare, üçgen ve daire şeklindeki legomsu zımbırtıları getirip çizimlerin üstüne koydu. isimlerini söyleyip sırıtıyor. sonra çizdiği bu geometrik şekillerin içine kaş göz çizip yüze çevirip onları anne, baba ve ayşe olarak tanımladı. abiyle abla yok. nerdeler deyince yüzünü ekşitti ama gene de ikisini de çizdi. bir de ilk başta yılan çizmişti. yılan çizdikten sonra ssssssss diye ses te çıkarıyor.
unutmuşum. aklıma gelmişken yazayım... "seni gidi seni" dilinden düşmüyor. suratında sevimli bir sırıtma, parmağını sağa sola sallayarak "gidi digi gidi" diyor..,
gece ben uyurken şu resmi çizmiş. kaydırak salıncak ve tahtırevalli... park resmi... bir de öcü gibi birşey... öyle dedi, kim olduğunu sorduğumuzda...
uyanınca sadece nesquik yedi. elbette pembe tebağı ve çatalıyla... sonra kalemlerini alıp defterine resimler çizmeye başladı. önce kare, üçgen ve daire çizdi. sonra kare, üçgen ve daire şeklindeki legomsu zımbırtıları getirip çizimlerin üstüne koydu. isimlerini söyleyip sırıtıyor. sonra çizdiği bu geometrik şekillerin içine kaş göz çizip yüze çevirip onları anne, baba ve ayşe olarak tanımladı. abiyle abla yok. nerdeler deyince yüzünü ekşitti ama gene de ikisini de çizdi. bir de ilk başta yılan çizmişti. yılan çizdikten sonra ssssssss diye ses te çıkarıyor.
unutmuşum. aklıma gelmişken yazayım... "seni gidi seni" dilinden düşmüyor. suratında sevimli bir sırıtma, parmağını sağa sola sallayarak "gidi digi gidi" diyor..,
gece ben uyurken şu resmi çizmiş. kaydırak salıncak ve tahtırevalli... park resmi... bir de öcü gibi birşey... öyle dedi, kim olduğunu sorduğumuzda...
9 Eylül 2014 Salı
09 EYLÜL 2014 SALI
sabah uyandıktan sonra kendi kendine turuncu bebeğiyle oynamaya başladı. bir süre sonra sucuklu bıldırcın yumurtası hhttytghgghhgff yaptım. kızım yazmak istiyor. az önceki yazı onun... ben arabayı tamirden almaya gidecktim. o da gelmek istedi. kucak istemek yok dedim. kabul etti. grttyyaaaaaaaaaayşoedyyyytttbbbbhuuuyudffwertgdjhhghfffgchj. ggttc
tam şu anda, sırıtarak "seni gidi" diyor. adını ayhe olarak söylüyor ya, şe diyebilsin diye şişşş diye ses çıkarmasını istedim. hemen bebek uyu ha-ha-hu-hı dedi. yani bebek uyutunca çıkardığı sesmiş. bize bebek uyuyor diye şişişşt diye sessiz kalmamızı tembihliyor ya... onu kastediyor. şşşiiiii sesini çıkarmasını istedim. ordan ay-şe dedirtmek istedim. yaşasın... ayşe benzeri bir ses geldi. biraz sonra yeniden yaptırmak istedim. ama tekrarlayamadı. ayheye devam...
nerde kalmıştık. heykele kadar yürüyerek geldi. hakkaten de kucak istemedi. yolda lolipop aldı. bir de çiçek koparttı daldan. bir elinde çiçek bir elinde lolitop.. çiçeği koklayıp oh diyor. para çekerken düğmelere o bastı. otobüste de durma düğmesine o bastı. hatta bana "baba düğme men baah" dedi. tamircide etrafı inceledi. çıkışta pili bitmiş olacak ki, kucak istedi. beraber metro markete gittik. ayakkabı alacaktık ayşeye... spor ayakkabıları yırtılmış. pazar günü çocuk yırtık ayakkabılarla yağmurda kalmış. iyi ki hasta olmadı. çok dayanıklı. kolay kolay hasta olmuyor. birkaç tane beğendik ama ertesi gün anneyle gelip almaya karar verdik. bir de pony çanta ve barbi defter beğendik. ayrıca pelüş oyuncaklar... hepsini bırakmaya ikna ettim. defteri bırakmadı. zorlukla ikna ettim. yarın gidip alacaz. söz verdim. dönüşte otobüste uyudu. eve kucakta geldi. kapıda annesi kucağına alır almaz uyandı. uyumadı bir daha... akşam annesi kek yaparken annesine yardım etti. zaten nerde iş varsa, orda ayşe de var. işe koşuyor kızım. evde misafir olarak saniye hanım vardı. saniye ablasına sarılırken ayşe de alttan saniyeye sarılıyormuş. annesi, ablasını kıskandığını söylüyor.
Akşama doğru kızımla markete gittik. ordan bir sürü renkli kalem, ve pembe çanta aldık. kalemler harika... hepsi de pembeli... fosforlu var... simli var... hemen kağıt çıkarıp yazmaya çizmeye başladı...
tam şu anda, sırıtarak "seni gidi" diyor. adını ayhe olarak söylüyor ya, şe diyebilsin diye şişşş diye ses çıkarmasını istedim. hemen bebek uyu ha-ha-hu-hı dedi. yani bebek uyutunca çıkardığı sesmiş. bize bebek uyuyor diye şişişşt diye sessiz kalmamızı tembihliyor ya... onu kastediyor. şşşiiiii sesini çıkarmasını istedim. ordan ay-şe dedirtmek istedim. yaşasın... ayşe benzeri bir ses geldi. biraz sonra yeniden yaptırmak istedim. ama tekrarlayamadı. ayheye devam...
nerde kalmıştık. heykele kadar yürüyerek geldi. hakkaten de kucak istemedi. yolda lolipop aldı. bir de çiçek koparttı daldan. bir elinde çiçek bir elinde lolitop.. çiçeği koklayıp oh diyor. para çekerken düğmelere o bastı. otobüste de durma düğmesine o bastı. hatta bana "baba düğme men baah" dedi. tamircide etrafı inceledi. çıkışta pili bitmiş olacak ki, kucak istedi. beraber metro markete gittik. ayakkabı alacaktık ayşeye... spor ayakkabıları yırtılmış. pazar günü çocuk yırtık ayakkabılarla yağmurda kalmış. iyi ki hasta olmadı. çok dayanıklı. kolay kolay hasta olmuyor. birkaç tane beğendik ama ertesi gün anneyle gelip almaya karar verdik. bir de pony çanta ve barbi defter beğendik. ayrıca pelüş oyuncaklar... hepsini bırakmaya ikna ettim. defteri bırakmadı. zorlukla ikna ettim. yarın gidip alacaz. söz verdim. dönüşte otobüste uyudu. eve kucakta geldi. kapıda annesi kucağına alır almaz uyandı. uyumadı bir daha... akşam annesi kek yaparken annesine yardım etti. zaten nerde iş varsa, orda ayşe de var. işe koşuyor kızım. evde misafir olarak saniye hanım vardı. saniye ablasına sarılırken ayşe de alttan saniyeye sarılıyormuş. annesi, ablasını kıskandığını söylüyor.
Akşama doğru kızımla markete gittik. ordan bir sürü renkli kalem, ve pembe çanta aldık. kalemler harika... hepsi de pembeli... fosforlu var... simli var... hemen kağıt çıkarıp yazmaya çizmeye başladı...
8 Eylül 2014 Pazartesi
08 EYLÜL 2014 PAZARTESİ
Sabah ben gittiğimde uyuyordu. öğleden sonra geldim. neşeyle kapıda karşıladı. son günlerde her gördüğünü istiyor. bugün birşey istemedi ama aklıma gelmişken yazayım. pembe pony çanta, pembe matara, boya kalemi ve daha bir çok şey... hep beraber yaprak ciğer yemeye gittik. seneler önce gittiğimizde 1 poriyon ciğer, soğan ve sirkeye ekmek bandırıp yiyen ayşe gitmiş, yerine iştahsız ayşe gelmiş maalesef... 3-5 parça yedi. doydu. bu iştahsızlığının yaz mevsimiyle sınırlı olmasını umuyorum. yemekten sonra ankaralılar yola çıktılar. ayşe, geçen seneki taytını efranın kıçında görünce ağlayıp zırlamaya başladı götürüyor diye... nerden de gördü ve tanıdı. halbuki taytı taa geçen sene vermiş annesi... eve gelince ayağıma koydum salladım. hemen uyudu. akşam üzeri ağlayarak uyandı. hemen minika ve süt... sustu.
Söylemem gerek ki; artık aşağı yukarı herşeyi söylüyor. ufaktan cümleler kuruyor. zor anlaşılıyor ama olsun. mesela; mustafaya huttata, melahata melak diyor. "S" harfi hala yok. efra da diyemiyor. onun yerine miyay diyor.
Akşam acıkmıştı. bulgur pilavı ve ayran yedi. biraz sonra, elinde şeftaliyle geldi ve "baba, kabuk" dedi. 2 tane şeftalinin kabuklarını yedi. akşam yemeği içim kokoreç almıştım. annesinin acılı kokoreçine dadandı. acılı yiyemezsin deyince, ayranı gösterip yiyebileceğini anlatıyor. yedi acılı kokoreçi... her lokmanın ardına bir yudum da ayran...
fırına, "kek sepet" dedi. biz gülüp birbirimize anlatınca, adını öğrendi. "kek fıyın" demeye başladı. bir de esralar narlı soda almış. ona "çilek hoda" diyor ve pek seviyor. içip içip duruyor.
konuşmasına örnek vereyim. annesine, " anne, pembe baydak hu" diyor. geçen gün pembe bardaklardan biri boydan boya yarılmıştı. ne kadar çok üzüldü. türk filmi jest ve mimikleriyle üzülüyor :)
bir de; linea reklamı mevzusu var. "reklamda "haydi baba" sloganı var. o sloganı, bilerek yanlış söyleyip gülüyor. "anne baba" vurgu ve tonlama aynı ama... benle inatlaşıyor. şimdi de su ayrımı yaptı. hazır suyu reddetti. iyi değil demiş. çeşme suyu istiyor. kakasını yapacak. annesini de yanına istiyor. kabız falan olunca, canı yanıyor. o zaman birinin elini tutmasını istiyor. uzun zamandır bu huyu var. annesine "el tut" dedi. annesine sırtını dönmesini söyledi. annesinin sırtındaki benleri hemen sınıflandırdı. küçük ben ve anne ben...
Söylemem gerek ki; artık aşağı yukarı herşeyi söylüyor. ufaktan cümleler kuruyor. zor anlaşılıyor ama olsun. mesela; mustafaya huttata, melahata melak diyor. "S" harfi hala yok. efra da diyemiyor. onun yerine miyay diyor.
Akşam acıkmıştı. bulgur pilavı ve ayran yedi. biraz sonra, elinde şeftaliyle geldi ve "baba, kabuk" dedi. 2 tane şeftalinin kabuklarını yedi. akşam yemeği içim kokoreç almıştım. annesinin acılı kokoreçine dadandı. acılı yiyemezsin deyince, ayranı gösterip yiyebileceğini anlatıyor. yedi acılı kokoreçi... her lokmanın ardına bir yudum da ayran...
fırına, "kek sepet" dedi. biz gülüp birbirimize anlatınca, adını öğrendi. "kek fıyın" demeye başladı. bir de esralar narlı soda almış. ona "çilek hoda" diyor ve pek seviyor. içip içip duruyor.
konuşmasına örnek vereyim. annesine, " anne, pembe baydak hu" diyor. geçen gün pembe bardaklardan biri boydan boya yarılmıştı. ne kadar çok üzüldü. türk filmi jest ve mimikleriyle üzülüyor :)
bir de; linea reklamı mevzusu var. "reklamda "haydi baba" sloganı var. o sloganı, bilerek yanlış söyleyip gülüyor. "anne baba" vurgu ve tonlama aynı ama... benle inatlaşıyor. şimdi de su ayrımı yaptı. hazır suyu reddetti. iyi değil demiş. çeşme suyu istiyor. kakasını yapacak. annesini de yanına istiyor. kabız falan olunca, canı yanıyor. o zaman birinin elini tutmasını istiyor. uzun zamandır bu huyu var. annesine "el tut" dedi. annesine sırtını dönmesini söyledi. annesinin sırtındaki benleri hemen sınıflandırdı. küçük ben ve anne ben...
7 Eylül 2014 Pazar
07 EYLÜL 2014 PAZAR
Bugün sabah kalkıp gene Tv açtırıp sütünü aldı. Kahvaltı için sosis almıştım. Bebek sucuk bebek sucuk diye diye ğişirdiğim bütün sosisleri yedi. efra da daldı. artık efrayla oyuncak kavgası boyut atldı. ayşe, efra neyi eline alıyorsa onu istiyor. "menim" sesleri ortalığı kapladı. tutuncu bebek ortadan kaldırıldı ama pembe arabadan, legoya kadar herşey problem. öğleden sonra hep beraber uludağa çıktık teleferikle... hamak almıştım. hamakta yattı. salıncak yaptım. bol bol sallandı. çok hoşuna gitti. yağmura yakalandık. herşeye rağmen sucuk ekmek yaptım. herkes yedi. yağmur altında dönüşümüz çok komikti. brandayı gerip, altına doluşup gittik. ev geldiğimizde ıslak sıçanlar gibiydik hepimiz.. ayşe ile efra evde gene oyuncak kavgasına başladı. ayşeye, oyuncağı efraya vermesini söyledim. eliyl ağzımı kapatıp, hut hut hut dedi. sus demek bu... vermezse küseceğimi söyledim. vermedi. ben de küstüm. kucağıma çıkmak için çırpındı durdu. yüz vermedim. Ayşe çok ve rahatsız edici şekilde mızmızlanıp zırlıyor. ben de artık kızmaya başladım. zırlama deyip kızıyorum. ağlayarak anneye gidip baba kızdı diye şikayet edip ağlıyor. ve gelirken pasta almıştık. zaten haftalardır istiyordu. annesinin doğum günü de yakın. ikisini bir arada çıkardık. ve girmemizle pasta pasta diye tutturması bir oldu. ymek yemeyene pasta yok deyip yemek yedirdik. pastaya mum dikip ayşeye üflettik. ama ayşe bozulup ağlayarak arka odaya gitti meğer, "iyiki doğdun sevgi" dendiği için çok bozulmuş.. tekrar çağırdık. şarkıyı ayşe için söyledik. memnun oldu. mumu üfledi. TV de animasyon film seyrederken kucağımda uyudu kaldı.
Unutmadan, aktarmalıyım; efra bizimkini itleyince bizimki zırlamaya başlıyor. annesi de kızıyor bana gelme diye... sen de it seni iteni diyor. ayşe kah efrayı itleyor, kah zırlıyor. hatta, koridorda efra bizimkini itlemiş. bizimki sendelemiş ama düşmemiş. kısa bir süre ne yapacağını bilememiş. sonra yavaşça kendini yere atıp zırlamaya başlamış. mustafa anlattı.
Ama asıl olay; artık efrayla ayşenin kavgayı kesmesi.. gene gayet güzel anlaşmaya başladılar. gerçi ortada paylaşamadıkları hiçbirşey bırakmadık. alayını sakladık ama ne yapsak nafile... battaniye için bile kavga etmişlerdi.
Unutmadan, aktarmalıyım; efra bizimkini itleyince bizimki zırlamaya başlıyor. annesi de kızıyor bana gelme diye... sen de it seni iteni diyor. ayşe kah efrayı itleyor, kah zırlıyor. hatta, koridorda efra bizimkini itlemiş. bizimki sendelemiş ama düşmemiş. kısa bir süre ne yapacağını bilememiş. sonra yavaşça kendini yere atıp zırlamaya başlamış. mustafa anlattı.
Ama asıl olay; artık efrayla ayşenin kavgayı kesmesi.. gene gayet güzel anlaşmaya başladılar. gerçi ortada paylaşamadıkları hiçbirşey bırakmadık. alayını sakladık ama ne yapsak nafile... battaniye için bile kavga etmişlerdi.
6 Eylül 2014 Cumartesi
06 EYLÜL 2014 CUMARTESİ
SABAH HERKS UYURKEN GENE İLK AYŞE UYANIP YANIMA GELDİ. SÜT VERİP, TV' Yİ AÇTIM. KOLTUĞA UZANDI. ARDINDAN EFRA DA UYANDI. AYŞE HEMEN EFRANIN TİŞÖRTÜNDEKİ BALERİN RESMİNİ FARKETTİ. BANA GÖSTERİP "BALE" DİYOR. LAPTOPTA İKİSİNE DE POCOYO AÇTIM. OTURUP SEYRETTİLER. SUCUKLU BILDIRCIN YUMURTA YAPTIM, YEDİLER. GÜNBOYU OYUNCAK KAVGASI YAPTILAR. EFRA NEYİ ELİNE ALIRSA AYŞE "BEN OYNA" DEYİP İSTİYOR. PEMBE LAPTOP, MİNİK OYUNCAKLAR, MOTOSİKLET... FARKETMEZ... NE OLURSA... KAHVALTI MASASINDA İKİSİ DE OYUNCAK PAYLAŞIMI YÜZÜNDEN ZIRLIYORDU. ALLAHTAN DAHA ÖNCEDEN YEMİŞLERDİ DE TOKTULAR.
bütün gün efrayla ayşenin oyuncak kavgasıyla geçti. kıyametler kopuyor. turuncu bebek tam bir kriz sebebi oldu. kesinlikle paylaşamıyorlar. ayşeye vermesini söyledim. kabul etmedi. küserim dedim. verdi. efra oyuncağı aldı. bir süre sonra sıkıldı yere attı. ayşe gelip tekrar alınca efra gene istemeye başladı. hoppala.. gene başa döndük..
bütün gün efrayla ayşenin oyuncak kavgasıyla geçti. kıyametler kopuyor. turuncu bebek tam bir kriz sebebi oldu. kesinlikle paylaşamıyorlar. ayşeye vermesini söyledim. kabul etmedi. küserim dedim. verdi. efra oyuncağı aldı. bir süre sonra sıkıldı yere attı. ayşe gelip tekrar alınca efra gene istemeye başladı. hoppala.. gene başa döndük..
04-05 EYLÜL 2014 PERŞEMBE CUMA
Efralar nihayet geldi. tam 4 gün sonra yazdığımdan bu günlere ait olaylar zihnimden silindi gitti. ama zaten önemli olan olay, misafirlerimizin nihayet gelmesiydi. ayşe efrayı gördüğüne pek sevindi. hemen bütün oyuncaklarını önüne yığdı. hepsini efraya verdi. şaşırdık. normalde paylaşım kavgası çıkardı. üstelik epey de uzun süre ayşe herşeyini efraya verdi. ama tabii sonsuza kadar sürmedi. ilk kavga turuncu bebek yüzünden çıktı. zaten tüm misafirlik boyunca bu bebek kriz sebebiydi.
Perşembenin olayı, bir sonraki pazartesi gene aynını yapınca aklıma geldi. nektarinlerin tamamının kabuklarını soydurup kabuklarını yedi. bittikçe yenisini soydurdu. bayılıyor kabuk yemeye...
Perşembenin olayı, bir sonraki pazartesi gene aynını yapınca aklıma geldi. nektarinlerin tamamının kabuklarını soydurup kabuklarını yedi. bittikçe yenisini soydurdu. bayılıyor kabuk yemeye...
3 Eylül 2014 Çarşamba
03 EYLÜL 2014 SALIRTESİ
Sabah erkenden çıkmıştım. geldiğimde ayşe salonda yalnızdı. abisi koltukta uyuyor. annesi de evde yok. abisine uçrtma almıştım. hemen kendini gösterip "men" dedi. sana da bebek yumurta aldım dedim. ama maalesef bıldırcın yumurtaları bozukmuş. değiştirdik ve sucuklu bıldırcın yumurtası yaptım. Bana gözlerimi kapattırıp legolardan yapılmış bir hediye verdi. bu, gözleri kapattırıp sürpriz yapma huyu var bir süredir. Bugün eline flüt alıp kendince caillou müziği çaldı. tabi ki beceremiyor. ama becerecek ilerde.. bu çok belli..
02 EYLÜL 2014 SALI
Bu sabah erkenden ablasıyla beraber fakülteye kayıt için gittiğimizden bu güne dair anlatımlar dolaylı olacak. günün olayı, kendini balerin ayşe olarak tanımlaması. abisi anlattı. zaten gece de yaptı. adın ne dendiğinde balerin ayşe deyip kollarını kaldırıp dans ediyor.
1 Eylül 2014 Pazartesi
01 EYLÜL 2014 2014 PAZARTESİ
Sabah uyandığında salona emekleyerek geldi, annesi de arkasında... kızım gelmiş deyince, bebek dedi. bebek olmuş. kucağıma aldım. ınga bebek mi oldun dedim. inga dedi. kahvaltıda küçük pizza almıştım. doğru dürüst yemedi. kahvaltıda sandalyenin birisine yomuşu oturtmuştu. yomuşu evladı yerine koyuyor. bebek diyor. ablası yomuşu kaldırdı diye bir kriz yaşadık ama sonra yomuşu ben kucağıma aldım. sorun çözüldü. kahvaltıdan sonra abisi ve ablası yomuşu onun elinden almaya kalkıştı. yomuşu kucağına alıp vermek istemedi. ben de ablasıyla abisine engel oldum. akşam eve geldiğimde annesi parka götürmemi istedi. üzerindeki elbiseyi çıkarıp şort giymesini istedik. annesini dinlemedi. ben ısrar edince, (kaydıraktan kaymak sıkıntı olur diye) annesine gidip "pembe çiçek hoyt" dedi. meğer son zamanlardaki takıntısı olan siyah çiçekli eteği kastetmiş. nuh dedi peygamber demedi. etekle gittik. bir de yomuşa pembe elbise giydirmiş. kafasına şapka, gözünde gözlük. kafasına da saç tacı... oyuncak bebek arabasına koymuş. onu da götürmek için ısrar etti. çalarlar dedik. ne dediysek ikna edemedik. çocuğunu da parka götürdü. kaydıraktan kaydı. kova ve kumlarla oynadı. yomuşu büyük kaydıraktan kaydırdım. itiraz etti. yomuşun bebek kaydıraktan kayması gerektiğini söyledi. öyleyse sen de büyk kaydıraktan kay dedim. kabul etti. hayret uzun zamandır büüyk kaydıraktan kaymıyor, inatla küçük kaydıraktan kayıyordu. ben yomuşu küçükten kaydırıken o da yüksekten kaydı. sonra yomuşu kucağına alıp ikisi birden yüksek kaydıraktan kaydılar defalarca... salıncakta da çok eğlendi. "baba bebek hayya" (baba yavaş salla) diyor. bebek, bilindiği üzere; küçük, yavaş, az anlamına geliyor. sallanırken bana tekme vurup benim karşıdaki kaydırağa savrulmam oyununu oynadık. çok hoşuna gidiyor. kahkahalar atıyor. ben de güya o yaklaşırken bacaklarını tokatlamaya çalışıyorum. o da beni tekmelemeye... en son tahtırevalliye bindik. yomuşu karşısına oturttum.
bugün parkta birşey farkettim. "baba bebek hayya" derken aynı caillou gibi konuşuyor. aynı tonlama ve vurgu.. ayşe aynı caillou gibi konuşuyor.
eve döndük. merdivende gene zigzag çizerek bana engel oldu. evde balkonda birikmiş suyu görünce hemen çoraplarını çıkarıp su birikintisine girdi. ben de parktan getirdiğim, tüy ve straforu verdim gemi yapsın diye.. bu sefer banyoya girmek istedi. gemileriyle küvete girdi. biraz sonra beni çağırdı. bir yeri gösteriyor. anlamadım. sonra anlaşıldı ki, şampuan istiyor ördeklerini yıkamak için.. biz şampuanı saklıyorduk geçen seferki gibi ördeklerini yıkarken bitirmesin diye.. saklamak buraya kadarmış.. yerini keşfetmiş... şampuanın tamamını vermek yerine boş şampuan şisesine biraz şampuan dökebileceğini ve onu kullanabileceğini söyledim. dökme eylemini ona yaptırınca razı oldu. zaten sürece dahil ettiğinizde çocukları ikna etmek genelde mümkün oluyor.
En iyi 100 türk filmi seçmelerinden bahsediyorduk. ben hacivat karagöz nasıl öldürüldü filmine oy verdiğimi söyledim. Ayşe hemen birşey demeye başladı. anlamadık ne dediğini. hacıvat karagöz diyormuş. hemen kuklalarını çıkardı ve sahne kurdu. seyircileri de yerleştirdi. belli ki bu çocukta "paket program" var. akşam gereksiz,yersiz ve anlamsız şekilde ağlayıp zırlamaya başladı. böyle durumlarda benden yüz bulmay açlışır. benden de yaptığının doğru olmadığı uyarısı gelince pepee ye bağladı. omuzlarını çökertip boynunu bükerek küstü. Gece bennim şahit olmadığım bir oaly gerçekleşmiş. bornozuyla koltukta yatıyordu. kapı çalınmış. zile aşağıdan basıldığını anlayınca, hemen koşup giyinmiş, hazırlanmış. kapıda beklemeye başlamış. meğer Efra geldi zannetmiş. o yüzden hazırlanıyormuş. Gelen başkası çıkınca bozulup üzülmüş. biz kendi aramızda Efralar gelecek diye konuşuyoruz ya... çocuk beklentiye girmiş.
bugün parkta birşey farkettim. "baba bebek hayya" derken aynı caillou gibi konuşuyor. aynı tonlama ve vurgu.. ayşe aynı caillou gibi konuşuyor.
eve döndük. merdivende gene zigzag çizerek bana engel oldu. evde balkonda birikmiş suyu görünce hemen çoraplarını çıkarıp su birikintisine girdi. ben de parktan getirdiğim, tüy ve straforu verdim gemi yapsın diye.. bu sefer banyoya girmek istedi. gemileriyle küvete girdi. biraz sonra beni çağırdı. bir yeri gösteriyor. anlamadım. sonra anlaşıldı ki, şampuan istiyor ördeklerini yıkamak için.. biz şampuanı saklıyorduk geçen seferki gibi ördeklerini yıkarken bitirmesin diye.. saklamak buraya kadarmış.. yerini keşfetmiş... şampuanın tamamını vermek yerine boş şampuan şisesine biraz şampuan dökebileceğini ve onu kullanabileceğini söyledim. dökme eylemini ona yaptırınca razı oldu. zaten sürece dahil ettiğinizde çocukları ikna etmek genelde mümkün oluyor.
En iyi 100 türk filmi seçmelerinden bahsediyorduk. ben hacivat karagöz nasıl öldürüldü filmine oy verdiğimi söyledim. Ayşe hemen birşey demeye başladı. anlamadık ne dediğini. hacıvat karagöz diyormuş. hemen kuklalarını çıkardı ve sahne kurdu. seyircileri de yerleştirdi. belli ki bu çocukta "paket program" var. akşam gereksiz,yersiz ve anlamsız şekilde ağlayıp zırlamaya başladı. böyle durumlarda benden yüz bulmay açlışır. benden de yaptığının doğru olmadığı uyarısı gelince pepee ye bağladı. omuzlarını çökertip boynunu bükerek küstü. Gece bennim şahit olmadığım bir oaly gerçekleşmiş. bornozuyla koltukta yatıyordu. kapı çalınmış. zile aşağıdan basıldığını anlayınca, hemen koşup giyinmiş, hazırlanmış. kapıda beklemeye başlamış. meğer Efra geldi zannetmiş. o yüzden hazırlanıyormuş. Gelen başkası çıkınca bozulup üzülmüş. biz kendi aramızda Efralar gelecek diye konuşuyoruz ya... çocuk beklentiye girmiş.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
22 EKİM 2017 PAZAR
sabah gene enselendi. Koltuğun arkasından kafasını çıkardığı an gözgöze geldik. Kahvaltı için dünden yapılmış akıtmalara nutella sürüp verd...
-
Sabah 9.30 da pıtı pıtı ayak seslerini duydum. Zaten hemen hemen her zaman bu sesi duyuyorum. Çok ta hoşuma gidiyor. Elinde biberonu yanıma ...
-
Bugün pek kayda değer birşey olmadı ama dün ve önceki gün abisine yaptırdığı salıncak olayı var. abisinin barfiksine ip bağlatıp kendisi içi...
